İNSANSIZ #2
İnsansız Bülten İkinci Sayı- 10 Aralık 2025
6. Nesil Hava Harbi Doktirini Gerçekleşiyor mu?
Geçtiğimiz sayıda, 17-20 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilen testlerin insansız hava harbi konseptini kuramsal aşamadan uygulamaya taşıyan tarihi bir dönemeç olduğunu belirtmiş ve şu soruyu sormuştuk: “İlk gerçek hedefe harp başlıklı atış ne zaman yapılacak?”. Cevap, beklenenden çok daha hızlı oldu.
Türkiye’nin kendi imkanlarıyla geliştirdiği ilk muharip insansız savaş uçağı Bayrakar KIZILELMA’da seri üretim için hazırlıklar tamamlanmak üzere. Hazırlıklar kapsamında geçtiğimiz haftalarda gerçekleşen 3 kritik test sonrası 30 Kasım’da Sinop açıklarında gerçekleştirilen yeni test, dünya havacılık tarihine kırılma anı olarak geçti. Bayraktar KIZILELMA, jet motorlu bir hava hedefini, görüş ötesi hava-hava füzesi kullanarak vuran dünyadaki ilk insansız savaş uçağı oldu. Önceki testlerde elektronik ortamda simüle edilen “tam isabet”, bu kez GÖKDOĞAN ile fiziksel olarak doğrulandı.
Test sırasında KIZILELMA’ya 5 adet F-16 ve bir AKINCI TİHA eşlik etti. Bu formasyon uçuşu, geleceğin “Manned-Unmanned Teaming” (İnsanlı-İnsansız Takım) konseptine dair en net fotoğraflardan biri olarak karşımıza çıktı. Test sırasında KIZILELMA üzerinde bulunan ASELSAN’ın MURAD AESA radarı ile hedefi uzun menzilden tespit ederek takibe aldı. KIZILELMA’nın kanat altında bulunan ve TÜBİTAK SAGE tarafından geliştirilen GÖKDOĞAN Görüş Ötesi Hava-Hava Füzesi ateşlenerek hedef imha edildi.
Bir ilkin yaşandığı test görüntüleri, dünya basınında büyük ses getirdi. Dünyanın en prestijli havacılık yayınlarından The Aviationist, haberi manşetten duyururken insansız hava-hava muharebesindeki küresel rekabette kritik bir detaya dikkat çekerek Boeing’in “Ghost Bat” projesiyle benzer bir testi Aralık ayında yapmayı planladığını ancak Baykar’ın daha hızlı davranarak bu alandaki liderliği ele geçirdiği vurgulandı. Haberde bu tür donanımlı insansız platformların düşman hava sahasını erişime kapatma gücüne sahip olduğu; bunun da askeri dengeleri kökten değiştirip karşı tarafın harekat planlarını bozabileceği ortaya koyuluyor.
Dünyanın önde gelen savunma sanayii haber platformu Defence Blog, bu gelişmeyi “Havacılık tarihinde bir dönüm noktası” olarak nitelendirirken Army Recognition ise Türkiye’nin “teorik bir kabiliyeti kanıtlanmış bir güce dönüştürdüğünü” ve 6. nesil hava harbi doktrinini gerçeğe taşıdığını yazdı. İsrail merkezli Maariv gazetesi ise “Türk Hava Kuvvetleri tarih yazdı ve tüm dünya şaşkınlıkla izliyor” ifadeleriyle etkinin boyutunu özetledi.
KIZILELMA’yı dünyadaki diğer projelerden ayıran en temel özelliği sahip olduğu konsept tasarımı olarak beliriyor. ABD, Rusya ve Çin gibi ülkeler genellikle “Loyal Wingman” konseptinde, ses altı hızlarda, “uçan kanat” formunda ve derin taarruz odaklı platformlar geliştirirken Türkiye, KIZILELMA ile manevra yapabilen, agresif ve hava-hava muharebesine (dogfight) girebilen bir “İnsansız Savaş Uçağı” konseptine odaklanmaktadır. The Aviationist analizinde de belirtildiği gibi AESA radar ve uzun menzilli hava-hava füzeleriyle donatılmış bu tür platformlar, hava sahasını erişime kapatarak (deny airspace) askeri dengeleri kalıcı olarak değiştirme potansiyeline sahiptir.
Baykar, havacılık projelerinde uzun yıllar süren aşamaları sadece 3 yıl gibi rekor bir sürede tamamladı. 2026 yılında Türk Hava Kuvvetleri’ne ilk teslimatın yapılması hedeflenirken, KIZILELMA “hava-hava angajmanına fiilen giren ilk insansız muharip uçak” olarak literatürdeki yerini aldı.
Kamikaze dronlar avcı rolüne mi bürünüyor?
Bugüne kadar Ukrayna’nın derinliklerindeki kritik altyapı tesislerini hedef almasıyla tanıdığımız İran tasarımı Shahed-136 (Rusya’daki adıyla Geran-2) kamikaze dronların, şimdi de hava-hava füzeleriyle donatıldığı ortaya çıktı. Sahadan gelen görüntüler, Rus mühendislerin bu düşük maliyetli platformların burnuna, Sovyet döneminden kalma R-60 (NATO kodu: AA-8 Aphid) ısı güdümlü füzelerini entegre ettiğini doğruluyor. Bu gelişme, tek yönlü saldırı platformlarının (kamikaze iha), nasıl çok rollü bir tehdide evrilebileceğinin en son örneklerinden.
Teknik açıdan bakıldığında bu entegrasyon, modern bir mühendislik başarısından ziyade savaşın zorunlu kıldığı hibrit bir çözüm olarak okunabilir. Bu konuda Shahed’in doğaçlama çözümü KIZILELMA’nın temsil ettiği ileri teknoloji ile karıştırmamak gerekir. Teknoloji olarak temsil ettikleri seviye çok farklıdır. Bir tarafta jet motorlu gelişmiş radar sensör ve silah sistemlerine sahip 8.5 tonluk jet savaş uçağı diğer tarafta ise harcanabilir, uzun menzilli taarruz maksatlı geliştirilmiş kamikaze İHA sistemi bulunuyor. KIZILELMA yüksek hızlarda manevra yapabilen ve gelişmiş AESA radarıyla hedefi bizzat bulup kilitleyen tam donanımlı bir insansız savaş uçağıdır. Kısaca Shahed projesindeki bu eklenti, pervaneli ve kör (radarsız) bir platforma yapılan taktiksel bir yamadan ibarettir. Dolayısıyla bu sistemin, modern jetlerle tek başına hava muharebesine (dogfight) girmesi, fiziksel kapasitesi ve güç limitleri gereği mümkün değildir. Eğer bir benzetme yapmak gerekirse bu sistem, Boeing’in Ghost Bat projesindekine benzer bir Loyal Wingman rolünün çok daha ilkel bir versiyonu olarak görülebilir. Yani aktif bir hava muharebesi yapmaktan ziyade, sadece kendisine iletilen hedefe veya tahsis edilen bölgeye mühimmatı taşıyan ve ateşleyen bir platform olarak konumlandırılabilir.
Yaklaşık 45 kilogram ağırlığındaki R-60 füzesi, Shahed-136’nın aerodinamik sınırlarını zorlasa da sınıfının en hafif füzelerinden biri olması nedeniyle uygulanabilir bir imkan yaratıyor. Ancak asıl kritik detay, platformun radarının bulunmamasında yatıyor. The War Zone analizine göre bu durum, sistemin büyük olasılıkla Man-in-the-Loop prensibiyle çalıştığına işaret ediyor. Yani operatör, İHA’nın burnundaki kameradan gelen görüntüyü izleyerek dronu doğrudan hedefe yöneltiyor ve füzenin kendi arayıcı başlığı hedefi yakaladığında ateşleme gerçekleşiyor. Bu yöntem, Ukrayna’nın Karadeniz’de insansız deniz araçlarına R-73 füzeleri takarak Rus helikopterlerini imha etmeye çalıştığı taktikle benzerlikler taşıyor.
Rusya’nın bu hamlesinin arkasındaki temel motivasyon, Shahed’i etkisiz hale getirmeye çalışan Ukrayna hava unsurlarını caydırmak üzerine kurulu. Yavaş ve gürültülü olmaları nedeniyle Shahed’ler, Ukraynalı helikopter pilotları ve eğitim uçakları pilotları için kolay imha edilebilir görülüyordu ancak kanadında bir hava-hava füzesi taşıyan Shahed, denklemi değiştirebilir. Bu konsept, avcıyı av konumuna düşürerek Ukraynalı pilotların daha temkinli davranmasına ve angajman kurallarını değiştirmesine neden olabilir. Tarihsel olarak bakıldığında bu bir ilk değil. 2002 yılında bir ABD MQ-1 Predator İHA’sı, kendisine saldıran bir Irak MiG-25’ine Stinger füzesi ateşlemişti.. Rusya şimdi bu konsepti, çok daha ucuz ve feda edilebilir platformlarla kitlesel hale getirmeyi deniyor.
Her ne kadar Shahed-136 gibi “hantal” bir platformun R-60 gibi eski nesil bir füzeyle yüksek manevra kabiliyetli jetleri vurması zor görünse de, asıl tehdit daha yavaş uçan helikopterler ve lojistik uçaklar için geçerli.
Savaşın uzaması, tarafları ellerindeki her türlü envanteri, en beklenmedik kombinasyonlarla sahaya sürmeye zorluyor ve bu durum, hava harbinin geleceğinde insansız sistemlerle yapılacak agresif hava-hava muharebesinin kaçınılmaz olacağının sinyallerini veriyor.
SIPRI “2024 TOP 100” Listesi Otonom Sistemlere Dair Ne Anlatıyor?

SIPRI’nin (Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü) Dünyanın En Büyük 100 Savunma Şirketi listesine Türkiye’den TUSAŞ, ASELSAN, MKE, ROKETSAN ve Baykar girmeyi başardı.
SIPRI raporu, dünyanın en büyük savunma firmalarını mercek altına alırken Türkiye’den şirketlerin üst sıralarda yer alması, savunma sanayimiz açısından önemli bir nokta olarak değerlendirilebilir.
Küresel ölçekte otonomi eğilimi, savunma sanayisinin geneline yön veren en önemli trendlerden biri haline gelmiş durumda. Son yıllarda özellikle Ukrayna ve Orta Doğu’da süren çatışmalar ile artan jeopolitik gerilimler, yüksek teknolojiye dayalı savunma sistemlerine olan talebi ciddi biçimde artırdı. Birçok ülkenin ordusu, insansız hava araçları ve yapay zeka destekli sistemlerin sahada yarattığı etkiyi gördükçe stratejilerini bu doğrultuda yeniden şekillendirmek durumunda kalıyor. Savunmada yapay zeka ve drone teknolojilerindeki ilerlemeler, modern orduları geleneksel yaklaşımları sorgulayarak beklenmedik şirketlerle iş birliğine yöneltiyor. Öte yandan insansız ve otonom platformlara yapılan yatırımlar, toplam savunma harcamalarındaki büyümede de pay sahibi. 2024 yılında dünyanın en büyük 100 savunma şirketinin toplam satışları bir önceki yıla göre %5,9 artarak 679 milyara dolara ulaştı.
Savunma sektörünün dev firmaları da bu dönüşüme kayıtsız değil. Geleneksel olarak listenin üst sıralarını domine eden Lockheed Martin, RTX (Raytheon Technologies), Northrop Grumman, BAE Systems ve General Dynamics gibi şirketler hala en yüksek ciroya sahip olsalar da, yapay zeka, insansız sistemler ve otonom silah platformları alanında ciddi Ar-Ge yatırımları yapıyorlar. Örneğin, ABD Hava Kuvvetleri’nin geleceğin insansız savaş uçağı olarak pilotlu F-35 gibi savaş uçaklarıyla müşterek görev yapacak insansız “loyal wingman” uçaklarını geliştirmeyi hedefleyen CCA (Collaborative Combat Aircraft) programı, büyük savunma sanayi firmalarından ziyade Anduril ve General Atomics gibi teknoloji odaklı şirketlerin ürünleriyle beraber başlatıldı Bu durum sektördeki değişimin işaretlerinden biri olarak görülüyor.
Otonomi ve yapay zeka konusuna yoğunlaşan yeni oyuncular, klasik savunma devlerinin yanı sıra hızla yükseliyor. Nitekim dünyanın en prestijli savunma sanayi şirketleri listesi olarak kabul edilen Defense News Top 100 2025 verilerine bakıldığında, savunma alanında yazılım, veri analitiği ve insansız sistemleri üzerine uzmanlaşan şirketlerin listeye güçlü bir giriş yaptıkları görülmekte. Palantir Technologies’in savunma geliri yaklaşık 1,6 milyar dolar düzeyine çıkarak listede 70. sıradan yer bulurken insansız jet projesi Valkyrie ile tanınan Kratos Defense gelirini %38 artırıp 989 milyon dolara ulaştırdı. Otonom sistemler ve drone sürü teknolojileri geliştiren Anduril ise savunma gelirini bir yılda ikiye katlayarak yaklaşık 950 milyon dolara çıkardı ve ilk kez Top 100 listesine 93. sıradan girdi. Bu örnekler, büyük şirketlerin yanı sıra yenilikçi firmaların da yapay zeka ve otonomi yatırımlarıyla sektörde öne çıktığını gösteriyor.
Gelişen bu teknolojiler, modern savaş doktrinlerinde dönüşüm yaratabilir. Artık birçok ordunun konsept planlamasında insanlı-insansız ortak operasyonlar (MUM-T: Manned-Unmanned Teaming) önemli yer tutuyor. Yani pilotlu savaş uçakları veya kara araçları içinyapay zeka ile donatılmış otonom sistemlerle birlikte görev icra edecek şekilde taktikler geliştiriliyor. Sürü İHA teknolojileri sayesinde onlarca küçük drone, tek merkezden veya otonom şekilde koordine olarak hedeflere birlikte taarruz edebiliyor. Hatta bazı dolaşan mühimmat sistemleri, belirlenen bir alanda yarı otonom şekilde hedef arayıp imha edebilecek kabiliyette tasarlanıyor. Bu tür yenilikler, askeri açıdan hız ve etki avantajı sağlarken etik konularda da yeni tartışmaları beraberinde getiriyor. Ukrayna-Rusya savaşı bu dönüşümün canlı bir laboratuvarı. İnsansız ve otonom sistemlerdeki yeniliklerin, muharebe sahasında oyun değiştirici olabileceği net biçimde görüldü. Nitekim uzman analizlerine göre Ukrayna savaşından çıkarılan en önemli derslerden biri, insansız sistem yeniliklerinin modern harbin icrasını kökten etkilediği gerçeği oldu. Ordular, bu deneyimler ışığında doktrinlerini güncelliyor, keşif ve vuruş yeteneklerini artırmak için drone teknolojilerini, hızlı karar alma için yapay zeka destekli komuta-kontrol sistemlerini entegre ediyor.
Tüm bu gelişmeler ışığında, küresel savunma sanayisi otonominin merkezde olduğu bir geleceğe doğru ilerliyor. Gerek taktik seviyede gerekse stratejik düzeyde, yapay zeka güdümlü insansız platformlar savunmanın vazgeçilmez unsurları haline geliyor. SIPRI’nin listesinde yaşanan değişimler de bunun bir yansıması. Otonom sistemlere ağırlık veren, teknolojiye hızla uyum sağlayan şirketler listede yükselmeye devam ediyor.
Karadeniz’de Enerji Savaşı İnsansız Boyuta mı Taşınıyor?
Rusya-Ukrayna savaşı, Karadeniz’de küresel enerji ticaretinin işleyişini de değiştirecek yeni bir evreye giriyor. Bugüne kadar Rus savaş gemilerini limanlara hapseden Ukrayna, insansız deniz araçlarını (İDA) bu kez Rusya’nın petrol ambargosunu delmek için kullandığı “Gölge Filo”ya karşı bir ekonomik abluka silahı olarak kullanmaya başladı. Naval News’de yer alan bilgilere göre, 28 Kasım gecesi Ukrayna’ya ait Sea Baby sınıfı İDA’lar, İstanbul Boğazı yakınlarında Rusya’nın Kairos ve Virat adlı tankerlerini hedef aldı. İDA’lar, Rusya’nın petrol taşımacılığında kullandığı tankerleri hedef alarak savaşın cephesini enerji lojistiğine genişletti. Saldırının gerçekleştiği lokasyon ve hedef profili, Türkiye için de hassas bir tablo ortaya koyuyor. Saldırının Türkiye’nin Münhasır Ekonomik Bölgesi (MEB) içerisinde gerçekleşmesi ve tankerlerdeki yangına Türk kurumlarının müdahale etmesi, denizlerdeki insansız savaşın risklerinin kıyılarımıza ne kadar yakın olduğunu somut bir şekilde ortaya koyuyor.
Yaşanan olay Rus Donanmasını içinden çıkılması zor bir stratejik ikileme sürüklüyor. Tankerleri korumak için savaş gemilerini açık denize çıkarmak, bu gemileri Ukrayna’nın sürü halinde saldıran İDA’larına karşı açık hedef haline getiriyor. Milyonlarca dolarlık fırkateynlerin, maliyeti çok düşük olan ve radar kesit alanı neredeyse yok denecek kadar az olan bu küçük botlara karşı konvansiyonel silahlarla savunma yapması hem ekonomik hem de taktiksel açıdan oldukça zor. Savaş gemilerinin ana silahları olan füzeler ve toplar, suyun üzerinden gelen bu hızlı tehditlere karşı çoğu zaman yetersiz kalıyor.
Tehdit insansız ve sürü halindeyse, savunmanın da aynı dilden konuşması gerekiyor. Türkiye de genişleyen İDA ailesiyle bu konseptin dünyadaki en kapsamlı uygulayıcılarından biri. MKE tarafından geliştirilen PİRANA İnsansız Deniz Aracı ve benzeri projeler, saldırı platformu olmanın yanında kıyı güvenliği ve liman savunması için tasarlanmış bir “mobil deniz mayını” veya “önleyici” (interceptor) rolü üstleniyor. Bu yeni doktrin, düşman kamikaze botunu pahalı mühimmatlarla değil, onu karşılayıp imha edecek başka bir kamikaze botla durdurmayı hedefliyor.
Ancak bu alandaki çözümler sadece fiziksel imha ile sınırlı değil. İnsansız tehditleri bertaraf etmenin en etkili yollarından biri elektronik harp. MARLIN SİDA gibi platformlar, üzerlerinde taşıdıkları sistemleriyle düşman İDA’larının haberleşmesini kesme (jamming) ve güdüm sistemlerini kör etme (soft-kill) yeteneğine sahip. Nitekim, muharebe sahası statik bir dengeye izin vermiyor ve her tedbir karşı tedbirini oluşturuyor. Ukrayna cephesinde havadan gelen tehditlerin elektronik karıştırmaya karşı fiber optik kablo tercihi insansız kara araçlarında da kendine yer bulmaktadır. Tüm bu hususlar ise benzer bir teknolojik evrimin deniz yüzeyine de inebilmesine, İDA sistemlerinde fiber optik çözümlerin kullanılmasına yönelik değerlendirmelerin önünü açmaktadır.



